ozlemgumus @ eguncel.net

Osmanlı’nın temsil ettiği İslam medeniyeti 16. Yüzyılın sonlarında inişe geçtiğinde Batı’da modernizm alternatif olarak yükseliyordu. Ancak Batı medeniyeti şimdilerde kendi kovuğunu kemiren bir kurt gibi medeniyetinin dayanaklarını kemirmekte ve kendi sonunu hazırlamaktayken, Batı’ya alternatif olarak yükselen bir güç var mıdır? İslam ülkeleri insanlığın içinde bulunduğu buhrana alternatif bir model üretebilecek yeterlilikte midir? Türkiye’nin bu alternatif arayışı içerisinde ki konumu nasıl olmalıdır?

Bugün dünyanın en çok ihtiyacı olan şey nedir? Adalet, gelir paylaşımı, insani değerler ve medeniyet. Medeniyet ise toplumun temelidir. Medeniyet siyasi, politik, toplumsal yapının tanzimidir. Toplumun maddi ve manevi varlıklarının, düşünce, sanat, bilim ve teknoloji ürünlerinin tamamını ifade eder. Yani Batı’nın derinleşen krizidir öte yandan. İslam medeniyeti ise bu krize önermelerde bulunabilecek gücün kendisidir. 

Batı’ya medeni diyorsak ve çöküşü karşısında alternatif ihtiyacı duyuyorsak, bu ihtiyacı karşılamak ancak var olan demokrasinin yerine daha güçlü yönetim modeli üretmekle, insanı sömüren kapitalizm yerine insanı esas alan bir ekonomik sistem geliştirmekle mümkündür. Hepsinden öte ihtiyacımız olan ise yeni insani değerlerdir.

Bugün gerek Avrupa gerekse Amerika ve benzeri gelişmiş ülkeler medeniyetlerini ve zenginliklerini yüzyıllardır süregelen sömürü ve yıkımın üzerine kurmuşlardır. Gözlerinin önündeki haksız katliamlara ve savaşlara göz yumuyorlarsa bunu medeniyet anlayışları ile telif edebiliyorlar demektir.

Alman tarih felsefecisi Oswald Spengler’e göre Batı medeniyetinin en önemli unsurlarından olan demokrasi ve teknoloji aynı zamanda onun çözülmesinin de gerekçesi olacaktır. Esas yıkıcı güç ise İspanyol düşünür ve yazar Jose Ortega Y Gosset'in deyimiyle kalabalıklar yığınlarının her şeye hakim olmasıyla gerçekleşecektir. Artık sağduyunun, ahlaki değerlere saygının, sevginin yerini yığınların hevesleri alacaktır. Yığınlar tüketmek istiyorlar. Öyleyse bu isteklerine hitap eden ne varsa o kıymetli olan ve alkışlanmaya layık olan olacaktır.

Batı’da temsil aldatmacadan ibarettir. Siyasi otorite onlar için sermaye niteliği taşır ve bu sermayeyi yönlendirip halka illüzyon yoluyla kabul ettirirler. Batı her zaman ötekilere zulmederek kendini kurtarma yoluna bakar.

Batı medeniyeti Yahudi-Hristiyan dinine, Grek-Roma mirasına, seķülerlik ve demokrasi ilkelerine dayanıyor. Çağdaş düzenlerinin adı ise liberal kapitalist düzen. İslam medeniyeti ise Hz. İbrahim’den beri devam eden islam vahyine, Allah'ın yarattıklarının insanlara emanet edildiği inancına dayanır. Çağdaş Batı medeniyeti karnesine bakıldığında görünen şudur; önceleri sömürgecilik şimdi de küreselleşme adı altında dünyayı sömürmek, zayıfı güçlüye ezdirmek, zayıftan istifade edip zenginin güç ve servetini arttırmak. Emanet olan tabiatı koruyacak yerde hakimiyet kurmaya çalışarak tüketmek ve insanlığı dünyevileştirmek.

Aslında yapılan en büyük hata İslam medeniyetini İslam ülkeleri nezdinde değerlendirmektir. Eğer alternatif değerlendirmesini İslam ülkeleri üzerinden yapacak olursak İslam medeniyetinin Batı medeniyetine alternatif olamayacağı yanılgısına varırız. Evet doğrudur, var olan İslam devletleri Batı medeniyetine alternatif olabilecek nitelikte değildir. Batı medeniyetinin alternatifi İslam’ın kendisidir. Mesele var olan cevherin ortaya çıkarılması meselesidir.

İslamiyet, ortaya çıkışının 2. Yüzyılında İspanya'ya (Endülüs'e) ayak bastı. Yeni bir dinin temsilcisi olarak oraya gitti. İnsanları ilmiyle şaşırttı. Hristiyan ve Yahudileri etkileyerek onların şuur sahalarına girdi.

İslam’ın siyasi yönetimde teokrasiyi savunduğu inancı ise bir yanılgıdır. Çünkü peygamberden başka hiçbir beşer Allah'tan vahiy alamaz. İnsan hata edebilen bir varlıktır. Siyasi otorite Allah'tan alınamaz. Sadece ve sadece idare edilenlerin rızasından alınabilir.

Avrupalılar medeniyetlerini ve bilimlerini İslam bilginlerine borçlu olduklarının farkında dahi değillerdir. Modern dünyanın oluşumu 8-16. Yüzyıllarda yaşamış İslam bilginlerine dayanmaktadır. Matematik, tıp, denizcilik, astronomi, kimya ve daha pek çok alanda İslam bilginlerinin modern dünyaya kattıkları başlı başına uzun soluklu araştırılması gereken bir başka konudur. Burada ele alınacak konu ise bu gücün neden değerlendirilmediği ve gerilediği üzerinedir.

İslam medeniyetinin gerilemesinin nedeni esasında din değildir. Din, bilimi teşvik etmiştir. Gerçekten de Müslümanların kimya, fizik, tıp, sosyoloji, tarih gibi alanlarda ortaya koydukları pek kimse tarafından bilinmiyor. Aslında Türk insanı dahi İslam tarihi ve medeniyetine katkılarının farkında değil.

16.Yüzyıldan sonra İslam dünyası ve Batı arasındaki bilimsel alanda farkın giderek arttığı doğrudur. Yanlış olan Müslüman bilginlerinin bilime karşı muhalif olduğu görüşüdür. Sebep aslında arz ve talep meselesine dayanmaktadır. O dönem bilime ve teknolojiye politik ve ekonomik alanda ihtiyaç duyulmuş olunsaydı İslam medeniyetinin altın çağında olduğu gibi rasyonel bilimler ilerlemeye devam ederdi. İslam medeniyeti tarihinin Batı karşısında sindirilmesine müsaade edilmeseydi insanlık nükleer enerjiyle 200 sene önce tanışırdı.

İslam ülkelerinin en büyük problemi İslam'ı özümseyip uygulayamamalarıdır. Tarih, medeniyet, kültür olmadan diğer hizmetler de dört başı mamur yürümez, nakıs kalır. Günümüzde hala Yunus Emre okuyoruz, İbn-i Sina okuyoruz. Bunu neden yapıyoruz? Çünkü ilim insanlarıydılar ve kalıcı bir değer bıraktılar. Kalıcı değer katmak önemlidir, bu değerlere sahip çıkmak ise çok daha önemlidir. Yoksa kaldırım taşlarını biri yapar diğeri gelir o kaldırım taşını yıkar ve bu böyle gider.

İslam ülkeleri arasında Batı medeniyet krizine alternatif bir model üretmeyi başarabilecek en güçlü aday ülke ise Türkiye’dir. Türkiye’nin yapması gereken ne tamamıyla Batı medeniyetini rol model belirlemek ne de İslam medeniyetini... Türkiye’nin yapması gereken sadece insanlığın muhtaç olduğu İslam medeniyetini yanlış algıdan kurtarmak ve İslam medeniyeti ile çağdaşlık sentezini sağlayıp insanlığa sunmak olmalıdır.