hacerkartal @ eguncel.net

Dünyanın merkezi olarak adlandırılan Ortadoğu'nun insanlık tarihi içinde, yeri doldurulamaz bir önemi vardır.

ABD'nin 34. başkanı, II. Dünya Savaşı'nda 1944-45 yıllarında Batı Avrupa'daki Müttefik kuvvetlerinin başkomutanlığını yapan ve 1951'de NATO'nun ilk başkomutanı olan General Eisenhower bölgeyle ilgili şunları söylüyor. “Yalnız coğrafya bakımından bile bütün dünyada, stratejik yönden Ortadoğu’dan daha önemli bir bölge yoktur. Bütün gücümüz ve araçlarımızla örgütlenme yeteneğimizden, sevk ve idaremizden faydalanarak, Ortadoğu’yu kazanmak zorundayız.

Ortadoğu; 1517'den 1917'ye kadar süren dört asırlık Osmanlı barışının sona ermesinin akabinde yaklaşık yüz yıldır post-osmanlı sendromu diye adlandırabileceğimiz şartlar altında varlık mücadelesi veriyor.

Emperyalist güçlerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yanı sıra stratejik açıdan önem arz eden bu coğrafyada var olma istekleri ile İsrail'in vadedilmiş topraklar rüyası birleşince; ne yazık ki kan ve barut kokusu bu toprakların kaderi oldu.

Yetim kalan bu coğrafyada fiili olarak varlık göstermeyen emperyalist güçler ikici dünya savaşı sonrası zamanı gelince yönlendirilmek üzere piyonlarını bırakarak bu topraklardan ayrıldılar.

Batı'nın tarihten bu yana süre gelen ikiyüzlülüğü, söz konusu Ortadoğu halkları olunca aynı istikrarla devam ediyor. En taze olan örneği verelim: dün Suriye'de 250 kişi öldürüldü ama İngiltere'de öldürülen 5 kişi kadar konuşulmadı, konuşulmayacak.

Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu bildiğimiz kadar tarihten ders alınması gerektiğininde idrakında olmalıyız. Küffarın bir olduğunun bilincine varıp ateş çemberi içinde kaldığımız bu topraklarda ÜMMET kavramını sözlük anlamından çıkarıp hak ettiği ve dahi olması gereken yere koymalıyız.

Atalarımızın hâkim değil hadim olarak, bize miras bıraktığı bu topraklar sancılı bir dirilişin arifesinde iken Müslümanlar olarak 'Allah'ın yeryüzündeki halifesi' sıfatının ağırlığını kalplerde hissetmenin zamanı geldi de geçiyor bile.

Unutmamalıyız ki tarihin bütün yükü bizim omuzlarımızdadır. İslamın Müslümanlara çağrısı, bu ağır ama bir o kadar şanlı yükü omuzlamaya çağrıdır.

Üstad Sezai Karakoç'un Müslümanlara seslenişine kulak verelim: ''Müslüman, birleş. Bir tek el, bir tek gövde ol. Bir tek şuur ör. Sımsıkı birliğe ermeden, lamban yanmaz. Tüten bacalar, akşamları yanan lambalar, oda ışıkları, hep aynı ailenin bacaları ve lambaları gibi olsun.

Erdemlikte en yüce olmalısın ki, peşin hükümle seni aşağı görmeye gele kendi aşağılını görsün.

Müslüman, İslamı öyle sağ, diri ve canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.''